Kayıtlar

Memet Fuat

    Memet Fuat    Kâşgar, Sayı 31. Ocak-Şubat 2003   2002 yılının son günleri. Havalar iyice soğudu. Kar yok, ama ayaz. Gece yarısına epeyce yaklaştı vakit. Nazım’ın mapusluk şiirlerini okudum. Adamı ne hüzünlendiriyor bu şiirler. Yalnızca kendini anlatmıyor Nazım...  Mapusluk çeken Anadolu insanını anlatıyor, zulümleri, ihanetleri, mertlik ve namertlikleri, sevgileri, hasretleri anlatıyor. İnsan okudukça boğazına kocaman bir hüzün tıkanıyor... Sonra, Nazım’ın manevi oğlu Memet Fuat’ın geçen hafta satın aldığım kitabını aldım elime: Dil Üstüne (Adam Yay. 2001). Çok kalın bir kitap değil, ince bir şey. Dergilerde, gazetelerde dile dair yazdıklarını bir araya toplamış. Kitap geçen sene Aralık’ta basılmış. Kitabının doğumundan bir yıl sonra, bu Aralık’ta da Memet Fuat öldü.. Kitabın başına koyduğu “Sunu” yazısının sonunda “Çamlıca, Aralık 2000” tarihi var. Demek yazılarını toplayıp düzenlemiş, yayınevine vermiş ve ancak bir yıl sonra basılmış kitabı. Bir yıl s...

Karabatak Söyleşisi (Eylül 2022)

Resim
  "Yüksek Edebiyat, 'medeniyet" Kavramı İçinde Mümkün Olur"   Karabatak (İki aylık Edebiyat ve Sanat Dergisi)  64. sayı, Eylül-Ekim 2022'de yayımlanan söyleşi Söyleşiyi yapan: Şafak Çelik   1.      Hocam, çocukluğunuzdan başlayalım müsaade ederseniz. Uşak’ta, imkânların kıt olduğu bir dönemde geçtiğini biliyoruz. Ama bunun yanında kütüphanesi olan yer ve kitaplara ulaşabildiğiniz bir dönem. Sizi kütüphaneye, kitaplara yönlendiren neydi? Aileniz, öğretmenleriniz, arkadaşlarınız nasıl karşılıyordu sizin ilginizi? O dönemde de dil, tarih, seyahatnameler gibi özel alanlara dair mi okurdunuz? Sizi o dönemde etkileyen, ileride okuyacaklarınızı işaret eden, okuma planınızı şekillendiren eserler nelerdi?   Bir çocuğun içine doğduğu dünya öncelikle tonlumun kültür unsurlarıyla donanmış oluyor. Bu donanım dilden oyunlara kadar her şeyi biçimlendiriyor. Bir de dış dünya var, o dünya ile olan bağlantınız sayesinde kültür varlığı olarak beş...

Dilimize Bulaşanlar

Dilimize Bulaşanlar Hayati Develi Her felâket dilimize yeni kelimeler katıyor. Felâketlerin veya felâket korkularının insan zihninde beklenmedik bir uyanıklığa ve dikkat yoğunluğuna sebep olduğu söylenebilir. Zihnin bütün hücreleriyle kendini korumak için açık olduğu bu zamanlarda yeni kavramlar doğuyor, günlük dile yeni kelimeler katılıyor. Bu yeni kelimeler, öyle yeni yapılmış sözler de değil. Belli bir meslek grubunda bilinen kelimeler, o mesleği icra edenlerin dilinden günlük dile yayılıyor; bir anlamda da avamileşiyor. Bunların çoğu terim/ıstılah dediğimiz söz varlıkları. Terim ise, belli bir bilim dalının kavramlarını, nesnelerini, fiillerini ifade eden kelimeler. Terimler, sadece bir bilim dalının uzmanları arasında dolaşan sözler olarak kalınca kendi esrarlı dünyalarında var olmaya devam ediyor, o meslek uzmanlarının gizli dilinin anahtarları gibi müphem, biraz kışkırtıcı ve her zaman koyu bir sisin içinde duruyorlar. Ne zaman ki herhangi bir sebeple bu sis orta...
DÜDÜKÇÜ Beş on yıl öncesine kadar şehirlerimizin tanıdık ve vazgeçilmez simalarından biri de “Düdükçü” idi. Çoğunlukla dört yol kavşaklarında durur, kafasına taktığı polis kasketine benzer bir başlıkla, bulabildiyse sırtına geçirdiği kendisine resmi adam şekli veren bir ceketle trafiğin idaresine soyunur; kimine yol verir, kimini durdurmaya çalışır; özünde ise kimseye zararı dokunmazdı. Bu adamların en vazgeçilmez aksesuarı ise muhakkak bir düdük olurdu. Elbette, düdüksüz trafik polisi olacak değil ya… Hem olsa kimin umurunda olur. Bu yüzden ya bir bekçi düdüğü, ya trafik polislerinin kullandığı türden bir düdük, yahut alelâde bir düdük bunların ağzından eksik olmaz; dur mu, geç mi ne olduğu anlaşılmayan el hareketlerine amansız düdük sesleri eklenir, böylece şehrin bu noktasına nizamat verilirdi. Onlardaki işini yapmış ve topluma değer katmış mühim adam duruşu ise bu canlı tiyatronun en görkemli anıdır. 15 Temmuz Darbe Girişiminden sonra bilhassa sosyal medyada yazan, sen ...
Başbakan Türkçe Konuşmalıdır! Türkiye zorlu bir geleceğe hazırlanıyor… Bitip tükenmek bilmeyen enerji kaynaklarını elleri altında tutmak isteyen güç birliği, bizim coğrafyamızı yeniden şekillendirmeye gayret ediyor. Bunun için her yolu kullanacağını, her taktiğe başvuracağını ve asla ahlâkî bir sınır tanımayacağını çoktandır öğrenmiş bulunmaktayız. Bu güçbirliği sadece etrafımızı değil, içimizi de usta bir terzi maharetiyle biçimlendirmeye, sevdikleri deyimle, dizayn etmeye çabalıyor. Burada da hiçbir ahlâkî sınır yok… Siyaset, para, medya, akademi… aklınıza ne gelirse bu gayriahlâkî tasarımın edevat çantasında bulunmakta ve kullanılmaktadır… Bunu da yıllardır görüyoruz... Etnisite veya inanç bahaneli bir iç çatışma… Aynı dürtülerle güdülenmiş bir bölgesel savaş… Olmazsa gözlerini karartıp bir dünya savaşı… Her ihtimal kapıda… Türkiye böyle bir geleceğe nasıl hazırlanmalı?… Kırılabilir görünen bütünlüğünü nasıl korumalı?.. Hatta daha güçlü bir savunma çeperi olu...
Açıklamalı Yunus Emre Sözlüğü’ne Dair Dervîş Yûnus bu sözü eğri büğrü söyleme     Prof. Dr. Hayati DEVELİ (Türk Dili, Cilt: CVIII Sayı: 756 Ocak 2015, s. 83-94’te yayımlanmıştır.)     Türkiye Türkçesinin en önemli metinlerinden biri şüphesiz Yunus Emre’nin Dîvân ’ı ve Risâletü’n-nushiyye isimli eserleridir. Türkçenin bir edebî dil olarak gelişmeye başladığı bir dönemde kurucu metinler olarak ortaya çıkan bu eserlerin filolojik neşirlerinin ve bunlara dayalı dil çalışmalarının yapılamamış olması Türkiye’deki Türkoloji çalışmalarının önemli eksiklerindendir. Eksikliğin sebeplerinden biri bu eserlerin kendi dönemlerine veya nispeten yakın bir döneme ait nüshalarının bulunmayışı, sonraki dönemlere ait olan metinlerin ise birçok filolojik problem taşıması; bir diğeri de yapılan çalışmaların filolojik kriterlere dayalı olarak yapılmamış olmasıdır. Cumhuriyet dönemi kimlik kurma çalışmalarının verimli bir kaynağı olarak Yunus Emre yeniden keşfedilinc...